Biraz geç haberim oldu lakin Türkiye’de gerçekleşecek gelmiş geçmiş en büyük psychedelic trance festivali mart ayının sonlarına doğru Manavgat ‘ta gerçekleşiyor.
Festivalin diğer bir özelliği ve Manavgat‘ın seçilme sebebi ise o tarihlerde güneş tutulmasının gerçekleşecek olması ve bu olayın en net şekilde Manavgat’tan görülebiliyor olması.
Tek kötü yanı bilet fiyatları. Biletler festival tarihine kadar bir çok indirim aşamasından geçiyor. Maksimum fiyat ise 140 euro civarlarında.
Kaynak: psyturk
Yorumlar
güncellemeler
serüvene bir hafta kaldı :)
psyturk e de yazdığım
psyturk e de yazdığım düşüncelerimi buraya da yazayım dedim. malum site benimle ilgili olduğuna göre benim yazılarımın burada toplanması da gayet normal.
açılıştaki whirling dervishes mevzusunu kaçırmamak için barış sahnesine koşturmuştum. ardından bir baktım yağmur yağmaya başladı, ardından sahnenin önüne sığınıp arkadaşı aradım nerdesin diye. “chill out sahnesindeyiz” diyince içgüdüsel olarak “tamam geliyorum ben” dedim. (hayatımda bu kadar yürüyüşe meraklı olduğum başka bir vakit hatırlamıyorum) neyse laf ağızdan çıktı artık…
bir gazla “nasıl olursa yağmur diner birazdan” diyerekten yola koyulmaya başladım. ben yürüyorum yağmur yağıyor, biraz daha ilerliyorum daha şiddetleniyor, yukarı baktım “noluyo bişey mi demek istiyosun, gidecem ulan oraya” cümlesini kurdum (kendisini tanımıyorum lakin bir güç var yani görüyorum)…
neyse inatla yürümeye devam ettim.. yeteri kadar şiddetlenince dolu yağmaya başladı… inatla devam ettim… dolu tanelerinin her adımımda daha da büyüdüğünü kafama çarpışlarından hissedebiliyordum. neyse inatla devam edip chill out sahnesine geldim. saman dolu bir alan vardı (tabi orası önceden düz topraktı ne bileyim samanların suda dağılıp oranın göl vasfını gizlediğini) bodozlama girdim haliyle neyseki sıçana dönmüştüm artık, 20 santim yüksekliğindeki göle girince pek bişey farketmedi… milletin doluştuğu kapalı alana daldım. bir baktım arkadaş yok orada 20 dakika kadar diğer insanlarla saman kaplı göle bodozlama girenleri ve yağmuru izledikten sonra kurt var ya bi yerimde çadırıma gittim.“benim çadırım üstten su almaz süperdir benim çadırım” edalarının ardından içeri girdim. girerken de kazandığı maçın ardından rakibine bakan birisi gibi yukarı bakıp güldüm. kafamı çadıra çevirdim bir baktım, üstten su almaz dediğim çadır tabandan su almış yanımda getirdiğim yara bandı pakedinin tamamını çadırın tabanını tamir etmekte kullandım. sonuçta o da benim gibi bir canlıydı artık. cep telefonum bile dile geldi neredeyse, arada kendi kendine tuşlara basıyor, beyaz olan arkaplanı zaman zaman turuncuya dönüşüyordu…
o an giydiklerimi kurutmak 4 gün sürdü. işin en güzeli de şu;
bütün bu olanlardan sonra artık vazgeçme moduna giriyorsunuz. hiçbir şeyin önemi kalmıyor. sadece siz, doğa, sizin kafa yapınızda insanlar, sizin müziğiniz kalıyor geride. ve o büyük yağmurda sıçana dönerken çektiklerinizden bir süre sonra özlemeye başlıyorsunuz o rahatlığı.
şehre döndüğünüzde ağaçlarla çevrili bir yolda yürürken birden ayrılıp ağaçların arasında yürümeye başlıyorsunuz, okula pijama-terlikle gitmek oldukça sade ve normal geliyor artık.
4 yıl önce bu şehirde hiç bir kuvvet yüzümü güldüremez, hatta serzenişte bulunmama engel dahi olamazdı. sinirlenmek istediğimde önüme o kadar çok malzeme geliyordu ki hiçbir şekilde kendimi alıkoyamıyordum bu düşünceden.
bu festivalin varlığını düşünmek bile heyecanlandırıyordu beni ki adını bile ilk duyduğumda heyecanlanmıştım. festival yaklaştıkça daha da mutlu olmaya başladım. yüzümün artık sürekli gülmesinin en büyük sebeplerinden biri de festivalde bulunan herkesin aynı şekilde olmasıydı.
yürüyordum, karşıdan birisi geliyordu, yüzüne bakıp gülümsüyordum ve karşılık geliyordu. istisnasız her seferinde oldu bu. tanımadığım birisinin yüzüne gülüyorum ve karşılığı aynı şekilde geliyor. ben o karşılığı alıp gülümsemeye devam ediyorum, karşıdan biri gelip bana gülümsüyor, o da aynı şekilde devam ediyor…
şehre dönüyorum. caddede yürüyorum. bırakın gülümsemenize karşılık almayı insanlar yüzünüze bakmıyor bile. bu bir oluyor, iki oluyor, üç oluyor bir süre sonra siz de vazgeçmeye başlıyorsunuz. çünkü gülümseme kavramı karşılıklı olduğu sürece devam eden, devam ettikçe de verdiği huzur ve mutluluk katlanan bir eylem.
şimdiyse uzun süredir satın alıp okumaya üşendiğim “karma” ile ilgili bir el kitabı okudum. artık herşeyin yerli yerine oturmaya başladığını görüyorum. birinci amacım, kendimi tamamiyle mutlu ettikten sonra çevremdeki insanları mutlu etmeye çalışmak. somurtmamak bile yeterli bir eylem bu amaç için.
soulclipse festivali gerek adıyla, gerekse doğal ve toplumsal ortamıyla hepimiz için bir “güneş tutulması” eğlencesinden ziyade bir “ruh tutulması“a dönüştü…
yorgun ve kısmen sıkkın, somurtkan yüzlerimizle yağmuru, koyu gökyüzünü gördük. mutsuz olduk, bir çok sıkıntı çektik. güneş tutulmasıyla her taraf tamamen karardı ve yüzlerimiz gülmeye başladı. ay güneşin üzerinden uzaklaşmaya başladıkça gelen aydınlıkla birlikte sıkıntılarımız, yorgunluğumuz ay ile birlikte uzaklaştı ve artık sadece gülümsemelerimiz kaldı geriye.
güneşin tutulması belki 3.5 dakika sürdü. ama bizlerin bu sonsuz mutluluğunun tutukluğu belki de çocukluğumuzdan beri sürüyordu.
sanki ruhlarımız tutuldu ve yukarı çekildi, güneş ışığında psytrance ile yıkandı ve geri yerleştirildi. ve artık yeni dünyaya hazır hale geldik.
ruhlarımız ne zaman kirlenir, 2009’daki Japonya Soulclipse’ine kadar dayanır mı bilemiyorum… bilmek de istemiyorum aslında. bu aktiviteler devam etmeli, özellikle de açık havada, özellikle de farklı kültürlerden insanlarla.
bu 6 bin kişi hangi şehre girerse girsin ya dayak yer, ya da cennete çevirir o şehri.
işte size her ne kadar
işte size her ne kadar tamamını özetleyemese de 3 adet mükemmel video;
PSYNEMA – Açılış Videosu
Mükemmel Bir Soulclipse Özeti
Mükemmel Kalitede bir Güneş Tutulması
Elime daha güzelleri geçtikçe buradan vermeye devam edeceğim. Arzu ederseniz şuradan online olarak festivalle ilgili bir çok videoyu seyredebilirsiniz;
Dailymotion
buyrun kendi çektiğim
buyrun kendi çektiğim resimler;
Resimler
Yeni yorum ekle