Ülkemizde son birkaç yılda moda haline gelmiş bir uygulama var: Sansür.
Bu cümleyi kurduğumda çoğunuzun güldüğünün farkındayım. Tabi ki ülke tarihimizin sansürlerle dolu olduğunu, bu sansürün Internet’e de yansımasıyla er ya da geç yüzleşmemiz gerekeceğini de biliyordum. Ama ülkemizdeki 10-15 yıllık tarihi boyunca bunlarla karşılaşmayınca insan “Herhalde buraya bulaşmayacaklar” cümlesini aklından geçiriyor.
Ta ki bir gerçeği farkedene kadar: Şu ana kadar ne üst seviye bürokratlar Internet’ten anlıyor ne de büyük firmalar Internet’i umursuyordu. Artık Internet de hayatımızla entegre hale geldiğine göre, ona da el atmanın vakti gelmişti. Malum, gücü olan insan anlamadığı şeyi ya yok etmeye ya da kontrol etmeye çalışır.
İşte ülkemizde de anlamayandan anlamaya başlayana doğru bir evrim gerçekleştiğine göre kontrol etme çabası da başlamış oldu. Önce keyfi engellemeler başladı. Sonra neresinden tutsanız oraya çekebileceğiniz bir sansür kanunu yaratıldı. Ardından da bu işlerden pek de anlamadığı bariz olan üst düzey bürokratlara bu tip engellemeleri uygulatma yetkisi verildi.
İşte birkaç yıllık geçmişi olan sansür tarihimiz bu şekilde başladı.
Engellemeler konusunda işin ehli olan kişinin adını bu sitede anmamayı düşünüyorum. Zira neme lazım “Adım geçti!” diyerek hedef kitlemden uzaklaşmama sebebiyet verebilir. Zaten o apayrı bir konu: Aksi fikirleri bastırma/yok etme/kontrol etme çabası.
Bugün bahsedeceğim konu son günlerin en büyük sansürüne imza atan Digiturk vs Blogger davası.
Olay ilk patlak verdiğinde ben dahil herkes Wordpress.com sansürü ile olan benzerliğinden dolayı malum insana yöneldi. Fakat bir süre sonra bu olayın sorumlusunun Lig TV vb. yayınları illegal olarak sunan çeşitli bloglar sebebiyle tepesi atan Digiturk olduğunu öğrendik.
Öncelikle “illegal” olan kısmın üzerinde durmakta yarar var. Bahsi geçen sitelerin video yayını yapma özelliği bulunmuyor. Bu tip yayınlar Justin TV ve Ustream gibi siteler aracılığı ile gerçekleştiriliyor. Haliyle yapılan engellemelerde bir yanlışlık var. Eğer bu tip bloglarda gerçekleşen şey illegal ise, şu sonuca varabiliriz:
Blogger.com’da bulunan blogunda Justin.tv’de bulunan bir yayını embed yöntemleri kullanarak dahil eden bir kullanıcı suç işliyor ise, suçun kaynağı olan Justin.tv üzerindeki yayın engellenmelidir. Zira o site üzerinde bir yayın bulunmamaktadır. Eğer bu tip bir eylem suç olacak ise Justin.tv’nin yasaklanmış olması gerekir. Bunun akabinde hala o sayfalarda bu yayınlar devam ediyor ise (ki Justin.tv engelleneceği için etmeyecektir) o zaman sitenin sansürüne gitmek mantıklıdır.
Uygulanan sansür yönteminin meşruluğunu kabul edecek olur isek, şu an Türkiye’den erişimi yasak olan Youtube üzerinden video yayını yapan bilimum Türkçe sitenin yanı sıra devlet ve emniyet organları da suç işlemektedir.
Malumunuz bu durum kişinin algısına göre farklı sonuçlar doğuracaktır. Neyse, verilen cezanın meşruluğuna gelip Digiturk’un tabiri caiz ise “Biz ulaşmaya çalıştık, bizi sallamadılar!” şeklinde ağlaması sonucu aldığı tedbire göz atarsak, “Alt alan kapatmak için teknik yeterliliğimiz yok” cümlesinin sorunun özü olduğu söyleniyor.
Talep edilen engellemenin yapısına göre alt-alan adları konusunda haklı veya haksız olabilirler.
Şöyle ki, eğer talepleri IP üzerinden bir engelleme ise (ki bir süre öncesine kadar youtube engeli bu şekilde idi) tüm alt alan adları aynı IP’ye sahip olduğu için kısmi bir engelleme yapmak mümkün değil. Alan adı yani DNS üzerinden bir engelleme talep edilirse bu tip bir engelleme mümkün. Ama öte yandan DNS tabanlı bir engellemenin de DNS adreslerinin yabancı alternatiflerle değişitirilmesi gibi yöntemlerle kolaylıkla aşılabilir olduğunu tüm Türkiye öğrendi.
Haliyle artık mevcut şikayetler daha etkili olan IP engelleme üzerine kuruluyor. Sonuç itibariyle de alt alan adları otomatikman engellenmiş oluyor.
Bu iki seçenek arasında İnternet’in doğası gereği izlenecek dört yol var.
Sıralamayı sertlik derecesine göre yaptığımı göz önünde bulundurursak. Şu an 2. ve 3. seçenekler arasında gidip geliyoruz. Ve yavaştan 3. seçenek daha da sıklaşmaya başladı. Gidişata baktığımızda yolumuzun 4. seçeneğe ilerlediğini görüyoruz ki bu çözüm(!) de Amerika’daki bir çok servis sağlayıcı tarafından düşünülmekte olan bir uygulama.
Geleceğin nasıl olacağını önceden kestirmek mümkün değil, fakat hiçbir şey yapmamanın bu uygulamaları getireceğinden ya da gelmesinin hızlandırılmasından başka bir etkisinin olmadığını da unutmayın.
Bunun önüne geçmenin tek yolunun bilinçlenme olduğunu da bildiğimize göre yapmamız gereken tek şey çevremizdekileri bilinçlendirmek. En önemlisi de çevremizdekileri bilinçlendirmeden önce durumun vehametini kendimiz kavramamız gerekiyor. Onu da bilahare başka bir yazıda inceleriz.
Okuyabileceğiniz diğer yazılar:
Yorumlar
yazık ya resmen koyun yerine
yazık ya resmen koyun yerine konuluyoruz biz hani bi söz var ya düşünüyorum o halde varım biz düşün müyoruz o halde yokuz. sizce?
Yeni yorum ekle