Kendi kendime çözemediğim, kendimle ilgili sorunları başkalarına danıştığımda aldığım öneriler hep kendimden uzak durmakla ilgili oluyor. Kaldı ki bu sorunları başkalarına danışıp kendimden uzak durarak bu öneriyi ilk başta zaten kendim uyguluyorum. Aslında mantıklı bir yanı da yok değil bu yöntemin. Sen çözemiyorsan geçen zaman çözsün. Nasıl olsa insan dediğin balıktan hallice hafızaya sahip. Unutulur olur biter.
Ama buradaki ikilem de şu, ortada bir sorun var. Bu sorun çözülmekten ziyade, soruna ait olay/şey yok ediliyor sadece. Onu yakıyorsunuz ve küllerini ruhunuzla solumaya başlıyorsunuz. O andan sonra elinizde kalan tek şey karanlık ve huzursuz bir ruh hali oluyor.
Ali’nin 100 lirası, Ayşe’nin 100 doları vardır. Parasının 10 lirasını Ayşe’ye verir. Karşılık olarak 50 dolar alır.
Gelecek aylarda Ayşe’ye 10’ar lira daha vermeye devam eder. Birkaç yıl sonra Ali’nin 50 doları ve 20 lirası , Ayşe’nin ise 50 doları ve 80 lirası vardır.
Sonrasında Ayşe Ali’ye kızmaya başlar. Ali bunu telafi etmek için kalan 20 lirasını da Ayşe’ye verir. Ardından Ayşe’nin ülkesi, Ali’nin ülkesine savaş açar. Ali elinde 50 dolar ile ülkesinde dımdızlak kalır. Bu da yetmez, Ali’nin 50 doları kaybolur.
Bu matematik probleminde elinde hiçbir şeyi olmayan Ali ne yapmalıdır?
İçeriği bilinmeyen bir tatlıyım ben. Son kullanma tarihi belli olmayan bir tatlı.
Yemeye başladığınızda otantik gelirim. Daha önce tatmadığınız birşeyim çünkü. Aylarca restoranıma gelirsiniz bu tatlı için. Her seferinde içeriklerinden birini tanırsınız. Arasında çok sevdiğiniz şeyler de çıkar, nefret ettikleriniz de. Fakat nefret ettikleriniz bir süre önemsiz kalır, ta ki sevdiğiniz içeriklerin tadını etkilemeye başlayana kadar.
Sonra nefret ettikleriniz gözünüze batar, sevdiklerinizden vazgeçmemek için sevmediklerinizi ayıklama çalışırsınız. Sevmediklerinizi ayırt edemeyeceğinizi öğrendiğinizde ise artık sevdiklerinizin de önemi kalmamıştır.
Hayata sıfırdan başlamak birçok kişinin hayalini süsler. Hatalar yapılmıştır ve bir dahaki sefere aynı hatanın yapılmayacağı düşünülür. Öyle ya ders alınmıştır bir kere. İnsan yaşamı boyunca yaptıklarında sonuç arar. Elde ettiği sonuçlar ile mutlu olur. Bu sebepledir ki çoğu insan yaşamı boyunca mutsuzdur. Süreç yerine sonuçlarda mutluluk aradığı için.
Aslında bu, sosyal çevremizin yaptırımlarından biridir. Yıllarca dünyanın en yardımsever insanı olun. Bir kez olsun hata yaptığınızda o yıllarınız insanların akıllarından uçar gider. Zira bir insanın karakterini belirleyen, süreç değil sonuçtur onlara göre.
Çevresi bu şekilde düşündükçe, insan da o çevreye uyum sağlamak için o kafa yapısına bürünür. Sürecin artık onun için bir önemi yoktur. Tek amaç sonuçtur ve o sonuç elde edilene kadar mutluluk hak edilmemiştir. Bir başlangıç vardır, bir de son. İki adet nokta önemlidir, aradaki yol ise bir noktadan diğerine geçmek için kullanılan araçtan başka birşey değildir.
Dünya, şu güne kadar milyarlarca canlıyı beslemiş ve onlara ev sahipliği yapmış. Fakat bu binbir çeşit canlının arasından bir tür vardır ki, her zaman daha fazlasını istemiştir. Daha fazla yemek, daha fazla güç, daha çok para, daha iyi bilgisayar, daha iyi araba, daha fazla sömürge vs. vs.

Hepimizin “insan” adını verdiği bu canlı türü, bir yandan da “insaniyet” adı verilen, ve TDK’ya göre “İnsanı insan yapan, insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi” anlamına gelen bir kelimeyi icat etmiştir. Ve bu kelimenin hep iyi bir anlama sahip olduğu varsayılmıştır. Fakat tarih boyunca insanların davranışlarını göz önüne aldığımızda ve tüm insanlığı etkileyen olayları düşündüğümüzde elimize geçen ortalama karakterin iyilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını sezmek hiç de zor değildir.
Bu yüzden insanlar arasında sınıflaşma, diğerlerini ezmek pahasına daha yükseklere ilerleme çabası sayılı miktarda multimilyonerlerin yanında milyonlarca da yoksulu yaratmıştır.
Yıllar önce hepimizin ceremesini çektiği bir uygulama vardı. Adı “Dial-up İnternet” idi. Burada bahsettiğim ceremenin düşük bağlantı hızı veyahut bağlantı kopukluklarıyla dolaylı olması dışında pek bir ilgisi bulunmuyor.
Çoğumuzun bu durumun faturalarımıza olan katkısından pek bir haberi de yoktu. Bahsettiğim durum bir servis sağlayıcıya bağlanma çabanız sırasında bağlanmamış bile olsanız her aramanızda bir kontörünüzün düşmesi idi. Haliyle bağlanamadığınız zamanlarda delirip tekrar tekrar bağlanmaya çalışmanız, faturanıza azar azar yükleniyordu.
Aynı durum ise şu anki tüm kontörlü (emin değilim ama belki de faturalı) GSM hatlarında da bulunuyor.
Psychedelic Trance, yıllardır severek dinlediğim ve belki de iç huzurumu bulmamı sağlamış ender müzik türlerinden bir tanesi oldu.
Bu müzik türünü ilk kez 6-7 yıl önce çok sevdiğim bir arkadaşım aracılığı ile keşfetmiştim. Sadece müzik olarak tanıdığım bu oluşumun, aslında bir yaşam tarzı olduğunu katıldığım partiler aracılığı ile keşfetmiş oldum.
Özellikle Soulclipse’e kadar bu yaşam tarzının Woodstock dönemindeki hippileri ne kadar andırdığını farketmemiştim. Şimdi ise biliyorum ki, psychedelic trance kültürünün zemini barış, dostluk ve paylaşım üzerine kurulu. Geçen süreç içerisinde Türkiye’de kurulan çeşitli forum vb. platformlarla da bu camianın gelişmesi bu zeminin kanıtıdır.
İşte burada paylaşım konusunu göz önüne alarak OomVision tarafından ücretsiz olarak sunulan Türkiye’nin ilk psychedelic Trance dergisi MAJI e-dergi‘yi sizlere tanıtmak istiyorum: