Dünya, şu güne kadar milyarlarca canlıyı beslemiş ve onlara ev sahipliği yapmış. Fakat bu binbir çeşit canlının arasından bir tür vardır ki, her zaman daha fazlasını istemiştir. Daha fazla yemek, daha fazla güç, daha çok para, daha iyi bilgisayar, daha iyi araba, daha fazla sömürge vs. vs.

Hepimizin “insan” adını verdiği bu canlı türü, bir yandan da “insaniyet” adı verilen, ve TDK’ya göre “İnsanı insan yapan, insanın doğasını oluşturan niteliklerin hepsi” anlamına gelen bir kelimeyi icat etmiştir. Ve bu kelimenin hep iyi bir anlama sahip olduğu varsayılmıştır. Fakat tarih boyunca insanların davranışlarını göz önüne aldığımızda ve tüm insanlığı etkileyen olayları düşündüğümüzde elimize geçen ortalama karakterin iyilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını sezmek hiç de zor değildir.
Bu yüzden insanlar arasında sınıflaşma, diğerlerini ezmek pahasına daha yükseklere ilerleme çabası sayılı miktarda multimilyonerlerin yanında milyonlarca da yoksulu yaratmıştır.
Yıllar önce hepimizin ceremesini çektiği bir uygulama vardı. Adı “Dial-up İnternet” idi. Burada bahsettiğim ceremenin düşük bağlantı hızı veyahut bağlantı kopukluklarıyla dolaylı olması dışında pek bir ilgisi bulunmuyor.
Çoğumuzun bu durumun faturalarımıza olan katkısından pek bir haberi de yoktu. Bahsettiğim durum bir servis sağlayıcıya bağlanma çabanız sırasında bağlanmamış bile olsanız her aramanızda bir kontörünüzün düşmesi idi. Haliyle bağlanamadığınız zamanlarda delirip tekrar tekrar bağlanmaya çalışmanız, faturanıza azar azar yükleniyordu.
Aynı durum ise şu anki tüm kontörlü (emin değilim ama belki de faturalı) GSM hatlarında da bulunuyor.
Psychedelic Trance, yıllardır severek dinlediğim ve belki de iç huzurumu bulmamı sağlamış ender müzik türlerinden bir tanesi oldu.
Bu müzik türünü ilk kez 6-7 yıl önce çok sevdiğim bir arkadaşım aracılığı ile keşfetmiştim. Sadece müzik olarak tanıdığım bu oluşumun, aslında bir yaşam tarzı olduğunu katıldığım partiler aracılığı ile keşfetmiş oldum.
Özellikle Soulclipse’e kadar bu yaşam tarzının Woodstock dönemindeki hippileri ne kadar andırdığını farketmemiştim. Şimdi ise biliyorum ki, psychedelic trance kültürünün zemini barış, dostluk ve paylaşım üzerine kurulu. Geçen süreç içerisinde Türkiye’de kurulan çeşitli forum vb. platformlarla da bu camianın gelişmesi bu zeminin kanıtıdır.
İşte burada paylaşım konusunu göz önüne alarak OomVision tarafından ücretsiz olarak sunulan Türkiye’nin ilk psychedelic Trance dergisi MAJI e-dergi‘yi sizlere tanıtmak istiyorum:

Bir yıl kadar önce tüm blogglerların dahil olması gereken bir oluşumdan bahsetmiştim. İşte o gün yine geldi!
Bu büyük eylem gününün bu yılki konusu: Fakirlik
15 Ekim 2008 tarihinde gerçekleşecek bu büyük etkinlik için hazırlıklara şimdiden başlamanızı tavsiye ediyorum.
Mollom, Dries Buytaert adlı şu anda okuduğunuz web sitesinin arabirimi olan Drupal‘ın yaratıcısı tarafından oluşturulmuş yeni bir web servisidir.
Bu servisin amacı, daha önceden örneklerini gördüğümüz Akismet gibi, reklam(spam) içerikleri engellemek. Fakat kendisini bu tip servislerden ayıran en büyük özelliği; asıl amacının kaliteli içerik yaratmak olması. “Kaliteli içerik” tanımını ise şu şekilde özetleyebiliriz;
Müstehcen, konu ile ilgisiz, saldırgan, saygısız olmayan içerik
Sitelerinin ana sayfasında gösterilen istatistiklere bakıldığında;
Mollom şu yazı girildiği anda 207 adet web sitesini %99.94 verimlilikle reklamdan koruyor. Toplamda 406,801, bugün ise 16,227 reklam mesajı yakalanmış. Ortalama olarak mesajların %70‘i reklam mesajı imiş.
Zaman zaman kafamdan bazen özdeyişe benzeyen cümleler çıkıyor. E madem çıkıyor, bunları paylaşmakta fayda var. Belki ileride meşhur olurlar (ki bir tanesi çevremde kullanılmaya başlanıyor yavaştan). En azından meşhur olduklarında belki beni de meşhur ederler :)
Yazıların tamamına soldaki menüden, yahut buradan ulaşabilirsiniz.
Yaşamaya bir nefes ile başladık. Belki o an aldığımız bu nefesin bilincinde olsak çevreye anne gözüyle bakardık. Öyle ya, yaşayabilmemiz için hiçbir karşılık beklemeden bize temiz havayı sunan bir varlık, olsa olsa bizi kendi çocuğu gibi seviyor olmalıydı.
Aradan yıllar geçer, artık 5-6 yaşlarında bir çocuk olmuşuzdur. Bilincimiz yerine geldiğinde anne yerine koyabileceğimiz bu varlığın aslında herkese annelik yaptığını farkederiz. Halbuki yanıbaşımızda kendi özel annemiz vardır, ve sadece bize bu kadar fazla ilgi göstermektedir. Arkadaşlarımıza bakarız; onların anneleri de aynı davranıyordur. O halde bize nefes almayı sağlayan varlık anne kavramına uymuyordur.
Çevre adını verdiğimiz bu varlık, annemiz değildir. İhtiyacımız olan nefes alma imkanını bize karşılıksız sağlamamaktadır. O halde bizden istediği nedir? İstediğiyle ne yapmayı planlamaktadır? Menfaati nedir?